Beat Generation ve Caz

9 Temmuz 2017 Makale/Röportaj


Bu hafta müzikle şiiri bir araya getiren tarihin önemli bir oluşum olan Beat Generation’dan bahsetmek istiyoruz. Şiirleriyle, sözleriyle ve edebiyatın kalıplarını yıkan, caz müziğin tekniğini ve estetiğini benimseyen Beat Generation, kısaca “Beats” üzerine ne yazsak yetersiz kalır, öyle ki bu oluşum hakkında bugüne kadar sayısız yayın, sayısız haber ve tez yazıldı. Bu yüzden bugün elimizde bu konuyla ilgili güçlü bir literatür ve kaynak var.

Beat Generation’a geçmeden önce, bu gençliğin oluşmaya başladığı sosyal ve politik atmosferden bahsedelim.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında toplum yapısı ve dönemin gençliği büyük bir umutsuzluk içindeydi ve kendine yabancılaşmıştı. Dönem, gençleri yeni bir arayışın ve yeni bir çıkış aramaya itti. Böyle bir atmosferin içinde bir grup yetenekli genç bir araya geliyor ve dönemin umutsuz gençliğine yeni bir kültür vaadediyorlardı. Afro-Amerikan geleneksel müzik yapılarını, bebop ritimlerini ve 20’lerin caz estetiğinden beslendiler ve bunları benimsediler. Allen Ginsberg, Jack Kerouc gibi isimlerin başı çektiği bu oluşum, cazın önemli bir teknik ve ses yapısı olan “beat”’i baz aldı. Daha sonraki yıllarda Bob Dylan da bu oluşumun müzik ayağını devam ettirecektir.

Dizzy Gillespie

Beat Generation’un üzerinde bebop’un etkisi büyüktü. Bebop, cazın yenilikçi bir tarzıydı ve 40’larda en parlak dönemini yaşadı. Büyük caz gruplarının aksine 2 veya 3 kişilik gruplardan oluşuyordu. Bu küçük gruplarda önde solistler duruyordu. Ayrı olarak ise solistlerden bağımsız bir ritim bölümü vardı. Esnek ve genelde doğaçlama ritimlerle bu tarz icra ediliyordu. Dizzy Gillespie, Charlie Parker, Max Roach bebop’un 40’lardaki önemli temsilcileriydi. Bu isimlerin performanslarından ve sahnelerinde etkilenen Allen Ginsberg ve Jack Kerouac onları dinlemek için zamanlarının çoğunu, New York 52. Cadde’deki Red Drum, Minton’s, the Open Door adlı caz kulüplerinde geçiriyorlardı.

New York Greenwich, Beat Generation’ın doğduğu yerlerden bir tanesidir. New York’tan ayrı olarak San Fransisco da bu oluşumun temellerinin atıldığı bir şehirdi. Bu isimler ve bu mekanlar, özellikle Miles Davis, Charlie Parker ve Dizzy Gillespie, zamanla kendilerinin ve müzik anlayışlarının “gizli kahramanları” oldu. Beats’i ve caz’ı ortak kılan “beat” kavramıydı. Beat, baterinin vuruşu anlamına geldiği gibi, II. Dünya Savaşı sonrası sokaklarda kullanılan sözcüktü: Serseri, başıboş, umutsuz gibi anlamları hatırlatıyordu. Kerouc bu kavramı, kendi felsefelerine ve yaşam tarzlarına uygun ve bu tarzını tamamlayan bir kavram olarak görüyordu. Bu nedenle, kavramın ilk anlamını kendi amaçlarına ve hislerine yönelik olarak değiştirdi: “Beatitude” diyerek bu kavramı bir tavır ve hayat tarzı ile hissedilebilen bir duygu olarak betimledi. Bu kelime artık sadece “hırpalamak,” “dövmek” veya “yenmek” anlamında değildi.

Bununla birlikte bu isimler cazın sadece estetik ve müzik yapısını şiirlerine uyarlamadı, siyahilerin o dönem yeni başlattığı “sivil haklar ve özgürlük” mücadelesine de önem veriyorlardı. Siyahi müziğin ses ve yapılarının yanı sıra bu kültürün sosyolojisine de yöneliyorlardı. Radikal sosyal hareketi benimsemişlerdi ve yazdıkları dizelerde ve okumalarında sosyal konulara da değiniyorlardı. Geleneğe ve Amerikan toplumunun kapitalizme dayalı sosyal ve kültür yaşamına karşıydılar. Genelde çalışma ve para kazanma mantığına karşı, “yolda olmayı” seven, meraklı, sorgulayıcı bir yaşam modelini tanıyorlar, ve yaşamlarını buna adapte etmeye çalışıyorlardı. ‘Yolda olmak’ Beat Generation için önemli bir durumdu. Hem gerçek anlamda yolda olmayı hem de var oluşsal bir arayış olarak ‘yolda olmayı’ amaçlıyorlardı. Cevapları bulsun ya da bulmasınlar, yaşamları hep bir arayıştı.

Beats için caz müzik kendi deyimleriyle, “spontane bir düzyazı” modeli yarattığı gibi bir hayat biçimi halini de aldı. Kerouc cazı, yaratım süreçlerinin farklı bir yansıması olarak yorumluyordu. Beat şiirlerinde doğaçlamalar ön plandaydı, noktalama işaretleri ise genelde yoktu, bu şekilde şiir ritimlerinin  gidişatı bozulmuyordu.

Arthur Rimbaud

Caz müziği ve Beats’ın ortak ideallerini ve tavrını yanıstan en önemli isim 19. yüzyıl Fransız şairlerinden Arthur Rimbaud idi. Rimbaud’un yaşam tarzı ve sözleri Beat şairlerinin idealleri ve düşünceleriyle aynıydı. Rimbaud dönemine göre oldukça açık görüşlü, şiir yazan, alkolik bir isimdi. Grup üyelerine göre Rimbaud da aynı Parker ve Davis gibi grubun gizli kahramanları olmuştu. “Rimbaud ideali” hem caz müzisyenlerinin hem de Beats’in paylaştığı ortak bir tavırdı diyebiliriz. Beats’in bu anlamda yaptığı en büyük yenilik, şiiri ve edebiyatı akademik alanın tekelinden kurtarıp sokaklara indirmek oldu.

Beats stilinin etkilendiği bir diğer düşünce biçimi de Zen Budist felsefesiydi. Amerika’ya meditasyon ve Buddha felsefesinin Beats üyeleri aracılığıyla geldiği söylenir. Gregory Corso, örneğin, bu düşüncenin kutsal saydığı güneş üzerine spontane olarak sözler yazmıştı.

Allen Ginsberg’in yakın arkadaşlarından müzik eleştirmeni Ted Joans, bebop ve cazdan en fazla etkilenen isim Ginsberg hakkında şunları söylüyordu:

“Ginsberg cazın Avrupa formunu benimsemişti ve daha çok bebop’a yaklaşan bir tekniği vardı. Şiir dizelerini nefesinin uzunluğuna uydurabilmek için uzatıyordu. Nefes bölümlerinde ara veriyor ve daha sonra yeni bir çizgiye başlıyordu. Şiirler senkronlu ve ritimliydi.” (2. ve 4. vuruşlarda ritim kendini gösteriyor, yükseliyordu Afrika müziğindeki gibi Batı ve daha çok Klasik Amerikan cazında ise 1. Ve 3. vuruşlarda ritim yükselir. )

Beats’in caz müzisyenlerine olan hayranlıkları azımsanmayacak cinstendi. Kerouac’un caz ile ilgilenmesi okul yıllarında sınıf arkadaşlarının aracılığıyla başladı ve caz hakkında yazmaya başlaması ise 1943 yılında Lester Young ile tanışması ile oldu ve caz o günden başlayarak Kerouc’ın hayatının bir parçası oldu. Kerouac’ın caza olan bu tutumu daha sonraki yıllarda diğer üyeleri de sardı. Beat Generation böylelikle müzikle edebiyatla ve felsefeyle iç içe geçmiş bir kültür ve bunlardan beslenen bir akım yarattı.

Kerouac, Charlie Parker’ın ölümünden sonra ona methiye tarzında şiir yazmıştı. Ginsberg’in ünlü “Howl” adlı şiirinde ise Lester Young’dan esinlenmeler görülmüştü. Ginsberg’in ünlü şiiri “Mexico Blues” ise müzik yapısı olarak cazın etkisinin olmasının yanı sıra, Amerika’da 20’lerde  beyazların tekeline geçmiş caz müziğinin ve “Café Society”sinin eleştirisinde bulunuyordu. Kerouac’ın 1957 yılında çıkardığı kitabı “On the Road,” Lester Young, Charlie Parker gibi caz müzisyenlerinin etkisi olan bir kitaptır.

Beat Generation’ın kültürel anlamda geniş bir yelpazesi var, bu anlamda güçlü ve etkili bir oluşum. Cazdan beslenerek, doğaçlama ve müziğin ritmiyle yaşayan bu gençler, 50’lerden bu zamana kadar güçlerinden ve hayranlarının sevgisinden bir şey kaybetmediler. İsimleri ve düşünceleri, şiirleri hala yaşıyor.


, , , , , ,

Paylaş