Röportaj: Tahribad-ı İsyan

17 Temmuz 2017 Makale/Röportaj


İlk albümlerini Mart ayında çıkaran ve Türkiye’nin rap müziğine yeniden yön vermeye başlayan Tahribad-ı İsyan grubu üyeleri geldikleri mahalle, Sulukule’deki değişimler, müzikleri, hayalleri, Suriyeli ve Sulukuleli çocuklarla yaptıkları sosyal gelişim projeleri üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Açık sözleriyle, ülkeye ve çocuklar adına olan çalışmalarıyla, yaşananlara isyanlarıyla Asil, VZ ve Zen-G…

Nasıl bir ortamda, nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Zen-G: Genellikle mahalle kültürüyle büyüdük. Apartmanda yaşıyor olsak bile komşularımla aram çok iyiydi. Aile havasında gibiydik. Evde sevmediğim bir yemek olduğu zaman komşuya gider, ona sorardım, ne yemek var diye. Beğendiğim bir şey varsa orada yemek yerdim. Dışarıda arkadaşlarla top peşinde koşardım. Minibüslere yumurta atardık. Öyle geçti çocukluğum.

Asil: Aynen, biz de yumurtaları minibüslere atıyorduk. Suç oranının yüksek olduğu, akşam saat 8’den sonra fazla sokakta dolanmadığımız bir mahallede büyüdüm. Bunun çok kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta bir çok şeyi yakından görüp hissettim, anladım. Hepsi birer tecrübe oldu benim için.

VZ: Benim de çocukluğum Adana’da geçti. Tüm insanlar birbirini tanırdı. Bu nedenle olaylar hemen büyüyebiliyordu. Küçük bir olay bile hemen alevlenebiliyordu. Güzel şeylerle de karşılaşabiliyorduk, kötü şeylerle de.

Asil: Şöyle bir şey de ekleyebilirim: Biz, 90’ların çocukları olarak kendimizi şanslı hissediyoruz. Bizim neslimiz çocukluğunu doya doya yaşayabilen son nesildi. Sokaklara çıkıp oynuyorduk, şimdi mesela yeğenimden biliyorum, tableti olmadığında yemek bile yemiyor.

VZ: Bir çok arkadaşımızla bir araya gelip bir kadro kurup istediğimiz şeyleri yapabiliyorduk. O yumurta fırlatma olayı da buradan geliyor aslına bakarsınız.

Rap’le ve birbirinizle tanışmanız nasıl oldu?

VZ: Ben Adana’dan İstanbul’a geldiğim zaman Aksaray’a taşındık. Orada dansçı abilerimiz vardı. Adana’da da rap aşinalığı vardı, bilirsin bir zamanlar rap Türkiye’yi kasıp kavurdu ve onun etkisine ulaşabilen nesildik biz aslında. Sonra İstanbul’a geldiğimde mahallede onları gördüm ve kendimi gerçek anlamda oraya ait hissettim. Sanki hep oradayım gibi. Dans serüvenimiz başladı. Bir kaç hareket çıkardıktan sonra onlar da beni kabullendiler ve grubun sanki maskotu olmuştum küçük olduğum için. 2009 ortaları, bizim çocuklarla tanıştık. Onlar (Zen-G ve Asil) zaten geldiğimde bir gruplardı ve iki üç tane demo kayıtları falan vardı. Sonra beraber de kayıt almaya başladık.

Zen-G: Bizim mahallede de “Despot” diye bir abim vardı. Onun kardeşi de benim çocukluk arkadaşımdı. Evinde kayıt stüdyosu gibi bir şey vardı. Ayrıca ilkokulda arkadaşımın walk-man’inden dinlediğim Eminem, Tupac şarkılarıyla rap müziğe giriş yaptım. Okulda daha önceden de servisçimiz vardı. Serviste hep yabancı müzik dinliyorduk ama hiç rap dinlememiştim. Yabancı müziğe bir yatkınlığım vardı ama. Beni tutan bir şey vardı. Sonra mahalledeki o arkadaşım sayesinde rap’e daha fazla yöneldim. Abisini kayıt alırken izliyorduk. Biz de kayıt alıyorduk, basıyorduk tuşlara falan. Abisi evde yokken biz kurcalıyorduk. Diyordum mesela: “abinin beat’leri falan yok mu, açsana bir şeyler.”

Peki rap’te seni ilk çeken ne oldu? Ritim mi, sözler mi?

Zen-G: Ritim oldu en başta. Sonuçta o dönem küçüktük. Kanımızı kaynatıyordu, eğlenceliydi, pisti. Oradan bizi yakaladı diyebilirim. Ondan sonra o arkadaşımla deneye deneye ufaktan ben de bir şeyler yazmaya başladım. Sonra arkadaşımın abisine okudum, öyle devam ettik.

Asil: Çocukluk arkadaşım Hasan Say var. Benim üst komşum. Biz onla bir film izleyip ondan fazlasıyla etkilenmiştik. You Got Served(Hip Hop Dansçıları) filmin adı. Okuldan eve gidiyordum, çantamı bırakıp, odamı kilitliyordum, ders çalışmak yerine filmdeki koreografileri çalışıp, sonra da dışarı çıkıp öğrendiklerimi arkadaşlarıma öğretiyordum. Küçük bir dans grubu kurmuştuk. Okullarda sahneye çıkıyorduk. Ama tabii bunun öncesinde Michael Jackson’dan etkilenmem de var.  Sonrasında Ceza, Sagopa dinlemeye başladım. Onları taklit etmeye başladım. Evde elime kumandayı alıp onu mikrofon gibi kullanıp, onlar gibi söylemeye çalışıyordum. 2008’de Zen-G ile lisede tanıştıktan sonra yazmaya karar verdim. Onun yazdığı bir şey beni cesaretlendirmişti. O zamana kadar sadece taklit ediyordum. Onun yazdığını görünce ben de yapabilirim sanırım dedim. Zen-G’den ne eksiğim var ki dedim kendi kendime 🙂 . O vesile oldu.  Sonra yazdım bir şeyler, ertesi gün getirdim falan. Zaten enerjimizin uyması her şeyden daha önemliydi bence en başta.

Peki, sokak sizin için ne ifade ediyor?

VZ: Home office.

Zen-G: Asla vazgeçemeyeceğimiz, her şeyi apaçık yaşayabileceğimiz yer.

Asil: Sokaklarla ilgili bir ara bir şarkı yazmıştık. Hepimizin toplam satırları belki dört sayfayı geçmiştir. Sokağı hiçbir şekilde anlatabileceğimizi düşünmüyorum. Yaşaman gerekiyor.

Zen-G: Tek bir cümleyle olmaz.

VZ: Kişiliğimizi oluşturan yer.

Fotoğraf: https://www.redbull.com/tr-tr/sound-ports-festival-dinleme-listesi

“Kentsel dönüşüm” adı altında başlayan yıkım, sizi ve çevrenizi nasıl etkiledi?

Asil: Bizim işimizi çok fazla etkiledi. Yaptığımız iş zaten eleştirel bir yazı. “Rhytmic African Poem” yani rap zaten eleştirel bir şiir. Zamanında hobi olarak küçük yaşlarda başlayıp ne kadar komik laflarla bu müziğe başlasak da etrafta yaşanan bu haksızlıklara, eşitsizliğe ve gördüğümüz ciddi olaylara kayıtsız kalamadık. Kalemlerimizi artık bu yönde kullanmaya başladık. Kentsel dönüşüm adı altında bir mahalle yıkılıyor ama mahalle tam olarak yıkılamıyor bile. Şu an son iki sokak var. Eski mahalle yeni mahalle karmakarışık, mahalleden gelen geçen belli değil. O eski kolektif kültür dağıldı. Roman kültürü dağıldı. Bunun bize olan etkisi; bizi anlamlandırması oldu. Bu hikaye bizim içimizin dolu olmasını sağladı, birikti yaşadıklarımız. Şunu da söyleyeyim açık açık; eski mahalle kalsaydı da şimdi şu röportajı yapmamaya razıyım.

VZ: Dışarıdan insanlar “Sulukule pis bir yerdi, yıkıldı, iyi oldu.” diye düşünüyor olabilirler ama kentsel dönüşümün uğradığı bütün duraklarda aynı sıkıntı, aynı ayrımcılık ve aynı ön yargı barınıyor. Bizler yaptığımız iş gereği yaşananlara sessiz kalamazdık.

Asil: Kentsel dönüşüm Sulukule’ye geldiğinde dediler ki, “işte Sulukule artık çığrından çıktı, burada suç oranları artık çok fazla”. Madem bu kanıyla geliyorsun mahalleyi yıkmaya, o yıktığın mahallenin insanlarının evi yok, tapuları yok, bir şeyleri yok. Onları sürgün ediyorsun, o ailelerin gençleri daha da darmadağın oluyor ve daha çok suça bulaşıyor. Onları kurtarmış olmuyorsun, suça itmiş oluyorsun.

Zen-G: Suç oranı neden yükseliyor? Oradaki işsizlikten, yoksulluktan. Bir şey bulamayınca gidiyor başkasından çalıyor veya para için birini öldürüyor.

Asil: Sen oraya gidip, Roman halkı için bir şeyler yapmak amacında olsaydın, giderdin o gecekonduları tatlı bir şekilde restore ederdin, hem görseli iyi olurdu hem de insanların yaşamını bozmazdın. Bizim kendi yaşam biçimimiz zaten var. Sulukule, Romanların ilk yerleştiği mahalle ve tarihi eser orası, yani yaşam alanımız.

Zen-G: Osmanlı’dan önce de İstanbul’da var olan bir mahalle nihayetinde. Romanlar, İstanbul’a ilk geldiklerinde buraya yerleşmişler. 700-800 yıllık çınar ağacı var mahallenin ortasında.

Hangi noktada, bizim bu sıkıntılarımızı, problemlerimizi rap ile ifade edebiliriz dediniz?

Asil: Eğer gençsen, herkes seni susturmak istiyor. Kimse hiçbir şekilde açık ve gerçekçi olamıyor ve rap kendimizi yüzde yüz özgür hissedebildiğimiz bir alan. Bu eleştirel bir yazı biçimi olmakla beraber aslında bir bakıma kendi savunma mekanizmamız.

Zen-G: Bu bir de kalıcı bir şey. Senelerce dinlenecek, gelecekte insanlara ilham olacak. “Ya böyle şeyler olmuş, bunlar böyle bir şey yaşamışlar” denilecek bir zemin hazırlıyor. Biraz önce demiştim ya, ergenlikte ritim bizi yakaladı, eğlenceliydi falan. Bunları bir öğrenme süreci gibi düşünün. Rap bizi ilk ritimle yakaladı. Sonra içindeki diğer noktaları öğrenmeye başladık. Kimin neye isyan ettiğini gördük. Amerikan politik rap’ini dinledik, siyahilerin problemlerine değinen, birliğini yansıtan. Dedik ki burada ciddi konulardan da bahsediliyor. Bu bir isyan müziği. Zaten grubun ismini bunları fark ettikten sonra koyduk. En başta hepimizin baş harflerinden oluşan garip bir ismimiz vardı.

Bu süreçte size yol gösteren, ilham veren birileri oldu mu?

Asil: Funda abla, Funda Oral. Mahallenin yıkım sürecinde, 2007 yılında, Funda Oral önderliğinde, “Sulukule Sanat Atölyesi” açıldı. Bu, tamamen belediyelerden bağımsız oradaki Roman kültürünü yaşatmak amaçlıydı. Çocuklar fazla dağılmasın, buraya gelsin burada müzik yapsınlar sonra onları konserlere çıkaralım, okulları için etütler yapalım gibi fikirlerle açılan bir atölyeydi Biz o atölyenin filizleriyiz aslında. Funda Abla bizim kafamızı çok açtı. Bize çok yardımı dokundu. O yaşta çıkamayacağımız yerlerde sahneye çıktık. Babylon’da çıktık, Londra’ya gittik. Orda hip hop’un daha orijinal hallerini, Türkiye’de göremediklerimizi gördük. Türkiye malesef bu konuda çok geride.

Hip hop, Türkiye’ de çok sınırlı bir kitlede kalıyor değil mi?

Asil: Bu da medyanın hip-hop’u doğru yansıtamadığından kaynaklanıyor. İnsanlar bilmiyorlar hip-hop’un niçin var olduğunu. Çoğu insan için hip-hop küpe takıp havalı havalı takılınılan bir şey. Çok yüzeysel. Bir moda sanıyorlar.

Albümünüz çıkalı 4 ay oldu. Albüme karşı tepkiler nasıl, albüm sonrasında nelerle karşılaştınız?

Zen-G: Çok manyak büyük bir patlama olmadı; ama bu bizim için büyük bir sıkıntı da değil. Zaten çok büyük bir şey beklemiyorduk. Adım adım, yavaş yavaş ilerliyoruz. Yeni bir konser, yeni bir tecrübe, yeni tanışmalar, röportajlar, yeni insanlar. Kitlemizi biraz daha genişlettiğimizi düşünüyorum bu albüm sayesinde..

Önyargıları aştınız bence…

Zen-G: Evet biraz daha. Çünkü albümün içinde bu sefer farklı farklı sound’lar kullandık. Nakaratlarımız daha dile dolanır bir tarzda. Biraz daha melodik nakaratlar geliştirdik. O şekilde kitlemizi genişlettiğimizi düşünüyorum ama tabii ki daha çok konser, daha çok festival, daha çok kendimizi gösterebileceğimiz alanlar olmasını isterdim hem kendim hem grubum adına. Şimdi yetersiz buluyorum yaptıklarımızı. Şu ana kadar kendi konserimiz olarak iki üç tane konser verebildik..

Asil: Albümün zamanlaması fena sayılmazdı bence çünkü Türkiye’de yaşayan insanlar burada olan şeylerden sıkılıp bir şekilde başka yere taşınmayı düşünüyor. İnsanların söyleyemedikleri şeyleri, bizlerin söyleyebiliyor olması ve tam da böyle bir zamana denk gelmiş olması bir yandan da bizim için güzel bir şey. Onların sesi olabildik bence. Bizim bunlar bir iki üç yıl önce yazdığımız sözlerdi. Bazı cümlelerde kehanetler bile oldu bugüne dair.

Albümden sonra özellikle “Suç Mu” şarkısı için şunu çok söylüyorlardı: “tam böyle çok sıkılmıştık, ağzımızı açamıyorduk ama birileri zaten söylüyormuş zihnimizdekileri, Öyle dinlemeye başladım bu grubu.” “Hatta ben dinlemezdim rap, anlamam etmem, çocuklar ne güzel şeyler söylemiş. Tam da sesini çıkaramayan kitleye ses olmuşlar bu çocuklar.” Böyle bir çekiciliği oldu sanki albümün…

Asil: Bu kimimiz için çok çekici kimimiz için de büyük bir tehdit. Tepki de çok alıyoruz. O yüzden fazla kitlelere ulaşamıyoruz, o yüzden patlayamıyoruz pop’çu gibi. Ana akımın da çok yararlı bir şe olduğunu düşünmüyorum.

Zen-G: Hatta çok sınırlayıcı bir şey.

VZ: Aslında hepimizin istediği aynı şey. Tarafı olan insanlar da iyi yaşamak istiyor. Biz iyi olan ve doğru olan tarafta olmaya çalışıyoruz. Biz doğru bildiğimiz şeyleri söylediğimizde, insanlar bunu yanlış bulup taraf oldular diye biz savunduklarımızdan vazgeçmeyeceğiz.

Uzun süredir rap dünyasında sayılırsınız ama ilk albüm yeni çıktı. Bu süreçte neler yaptınız?

Asil: Dışarıdan bakıldığı zaman çok üretken görünmüyoruz belki, yani Youtube kanalımız olsun, sosyal medyamız olsun, pek aktif değil ama buz dağının bir de görünmeyen kısmı var. Bu işe başladığımızdan beri, özellikle 7 yıldır, Sulukule’de workshop’lar yapıyoruz. Her hafta ilgilendiğimiz çocuklar var. Onlara yazım ve yorumlama teknikleri, dans koreografileri öğretiyoruz. Türkiye’nin ilk hip-hop korosunu oluşturuyoruz şu an, onları sahnelere hazırlıyoruz.

Zen-G: Bu süreç aslında bizim büyüme sürecimiz oldu diyebiliriz. Ya da olgunlaşma, kendimize bir şeyler katma, öğrenme, biriktirme.. Albüm çıkana kadar sanki birinci sınıfı atladık. Oldukça uzun sürdü birinci sınıfı bitirmek. Uzun tuttuk o birinci sınıfı daha doğrusu. Şimdi ikinci sınıftayız gibi düşünebiliriz. Hissede hissede ilerlemek daha iyi her zaman çünkü birinci basamağı çıktığın zaman bir dahaki basamağa çıkarken nasıl zorluklarla karşılaşacağını biliyorsun, ona göre adımını atıyorsun. Tecrübelerine ve bugüne kadar biriktirdiklerine göre hareket ediyorsun. Adım adım olması daha iyi. Ya sabır diyerek 🙂

Fotoğraf: https://sulukulecocuksanatatolyesi.wordpress.com/

Sosyal girişim projeleri ile iç içesiniz, bu fikirler kimden nasıl çıktı ve bunun sürdürülebilirliğini nasıl sağlıyorsunuz?

Asil: Bu fikir şöyle çıktı: Sulukule’nin yıkılma sürecinde bizler, o kültürü yaşatma adına açılan atölyede, Roman çocuklarının enstrüman çalmaya ya da okul okumaya değil de bizim derslerimize daha çok katılmak istediklerini fark ettik. Sonra bize orada workshop yapar mısın dediler. Biz o dönem bir şey bilmiyorduk, dedik nasıl olur nasıl yaparız falan, hadi bir deneyelim dedik, çok zevkliydi. Çünkü onlara bir şey öğretme psikolojisine girince ister istemez kendi bildiklerini de pekiştiriyorsun, daha çok araştırıyorsun. Öyle başladı her şey. Çocuklarla aramızdaki bağ, onların bize güveni, bizi idol olarak görmeleri bizi çok iyi besledi. Bu süre boyunca bizi dinç tutan bunlar oldu. Yoksa biz 6-7 sene albüm çıkarmadan, o çocuklarla vakit geçirmeseydik ne yapabilirdik ki?

Süreç nasıl işliyor şimdi, bütün çocuklar geliyor mu, özel bir grup çalışması mı yapıyorsunuz?

Asil: Sulukule ekibimiz ayrı.

Zen-G: En başından bakarsak biz bu işe, 15 yaşında başladık.  O zamanlar onlar da 10-11 yaşındaydı. Şöyle bir şey oldu, mesela en başta 20 kişiydik. O işi ilerletenler oldu, bazısı sevmedi bıraktı.

Asil: Kimisi bırakıp hapse girdi.

Zen-G: Yavaş yavaş bu işi ilerletip başka yerlere de açtık. Orada yaptıklarımız fark edince insanlar destek arttı. Van’a gittik, Suruç’a gittik. Çocuklarla workshop’lar yaptık, Bilgi Üniversitesi’nde 2 günlük workshoplar yaptık. Son iki senedir Tarlabaşı’nda SGDD-ASAM derneği ile beraber çalışıyoruz. Orada mülteci, göçmen çocuklarla beraber etkinlikler yapıyoruz. Orada 10-15 kişilik bir kadromuz var.

Asil: Bu dersler sürekli oturalım, yazalım gibi durum yok. Çocukları sahneye hazırladığımız zaman mesela, çocuklardaki heyecanı görebiliyoruz. Biz o heyecanın enerjisini çevirip tekrar onlara yönlendiriyoruz. Sahneye hazırlıyoruz, danslar ediliyor. Konsere bir çıkıyorlar, sanki çocuk savaştan kaçmamış gibi; tertemiz, saf, her şeyi unutmuş. Hip-hop zaten budur. Çocukların sevdiği zıpır zıpır bir şey, bağırıyorsun, çağırıyorsun, bir çocuğu terapi edebilecek en güzel yollardan bir tanesi.

Zen-G: Ben o ilk derslerimizi hiç unutmuyorum. İlk derse girdik, herkes hikayelerini anlatıyor falan, hepimizin gözleri doldu. Bazıları ağlıyor, onu kaybettik diyor, bunu kaybettik diyor. Dedik ki, yazın. Yaşadıklarını yazdılar. Okurken ağlıyorlardı ama onları yazdıktan sonra sanki içindekileri her şeyi döktüler ve temizlendiler. Sanki o savaşı hiç yaşamadılar. Unuttular gibi oldu. Kağıda zihinlerindekini döktükten sonra onların o rahatlamalarını hissettim. Şu an hiç savaş kafalarında değiller, daha eğleniyorlar, pozitifler.

Asil: Nakarat yazdırmıştık onlara: “Suriye güzel bir ülkeydi” diye, çocuklar onu söylerken nasıl hissederek söylüyorlar, görmeniz lazım. İçlerinde birikmiş her şeyden o nakarat sayesinde kurtuldular.

VZ: Aslında bizim adımızda da o var yani; yıkımdan doğan isyan.

Peki bu süreçte hiç zorluk yaşadınız mı, ya da yaşadığınız zorluklar nelerdi?

Zen-G: Dil açısından zorluk yaşadık, onu da aştık zaten. Yanımızda bizimle birlikte iletişim kurabileceğimiz insanlar oldu, tercümanlar vardı. Sıkıntı yaşamadık fazla.

Fotoğraf: https://sulukulecocuksanatatolyesi.wordpress.com/

Rap’e dökebiliyorlar mı yazdıklarını, Hangi dilde gerçekleşiyordu bu?

Asil: Mesela bir parça yapıyoruz, birisi Türkçe, birisi Kürtçe, birisi Arapça, birisi İngilizce söz yazıyor. Sahnede bunu bütün olarak sunuyorsun, evrensel bir şey olmuş oluyor. Bu, bir de bizim için şu açıdan da önemli. Biz çocuk yaşta bu işlere yeni yeni başlamışken bizim hiç abilermiz yoktu bize bu işi gösteren. Ben Sulukule’den IMÇ’ye kadar yürüdüğümü biliyorum sırf orada dansçıları görebilmek, onları izlemek için. “Kardeşim nasılsın” desinler istiyordum. Şimdi o çocuklar çok şanslı çünkü biz ayaklarına gidiyoruz. Ben küçükken öyle bir abim olmasını isterdim, şimdi o çocuklara bakıyorum, onların abisi biz olmuşuz. Bu çok büyük bir manevi geri dönüş bizim için.

VZ: Az önce anlaşabiliyor musunuz diye sormuştun ya, aslında onlarla her karşılaştığında gözlerindeki parıltıyı hemen fark edebiliyorsun zaten ve böylelikle bir şeyler yapabileceğimizi görüyoruz.

Asil: Seviyorlar bizi. Yoksa o çocuklar o düşünce ve duygularının altında kaybolacaklar. Okula gidiyorlar, dışlanıyorlar, zaten başka memleketten geliyorlar. Hep bir sorun ama o çocuğun hiçbir günahı yok. Onun ilerde tutunabileceği bir dalı olmalı. Yoksa kim bilir ne yetenekli bir çocuk var ama o cevher sönecek birileri fark etmezse.

Zen-G: En başta amaç, bu çocukları çok büyük rap’çi yapmak değil; onları hip-hop’la rehabilite etmek, bir şeyler yapabileceklerini ona göstermek. Ayrıca kendi öz güvenini de kazandırmak. Kendini bu süreçte görüyor, tanıyor o çocuk. Söylüyor bir şeyler, 10 kişi de 20 kişi de olsa reaksiyon alıyor sahnede.

Asil: Kendini işe yarar bir birey zannediyor ve bu onun için çok önemli.

VZ: Hepimize ayrı bir bilinç kattı bu projeler; çünkü aslında hiçbirimizin hayatı kolay değildi ama onları gördükçe kendi sıkıntılarımızdan uzaklaşıp onların dertlerine yöneldik. Yarın bir gün bizim gibi olmak istediklerinde onların da karşılaşacakları manzara bizim gibi olacak. Bu yüzden karşılıklı elektriğimiz güzel uyuşuyor ve enerjilerimiz geçiyor birbirimize. Geldiğimiz nokta aynı ve umarım çıktığımız nokta da aynı olacak.

Çocuklar arasında özel bir cevher hissettiğiniz, özel çalıştığınız oluyor mu?

Asil: Oluyor, yetenek olarak öne çıkan olanlarla ileri seviyeleri çalışıyoruz. Çocuk gerçekten çok yetenekliyse, onun sınırlarını zorlayacak çalışmalar yapıyoruz. Bu gerek tiyatro çalışması oluyor, gerek okuma çalışması oluyor. Bir dörtlüğü en fazla ne kadar yorumluyor farklı bir şekilde, buna bakıyoruz. Yazarken hece ölçülerini, sesli sessiz uyumunu öğreniyorlar. Onları kendi sahnemize çıkararak onlara teşekkür ediyoruz. “Sen bunu yaptığın sürece her zaman bizim yanımızdasın,” demeye getiriyoruz aslında. Kendi sahnemizi açtığımız pek çok çocuk var ve hiç tereddüt etmeden yapıyoruz bunları. Ben mesela bir dizide oynamıştım, o dizi için hiç altyapı bulamamıştım aceleye geldiği için. Bizim eğittiğimiz 14 yaşında bir çocuğun yaptığı beat’i gittim televizyonda kullandım. 5 milyon tıklandı mesela Youtube’da. Hiç tereddüt etmedim onu kullanırken.

Peki izleyicilerin ve dinleyicilerin tepkileri nasıl?

Asil: Dinleyici ve izleyiciler bizi tam olarak tanımıyorlar çünkü yüzde yüzümüzü dışarıya yansıtmadık. Bizi anca böyle yakın çevremizden insanlar biliyor. İçimizden olan insanlar ne kadar ciddi olduğumuzu görüyor. Mesela Kenan Doğulu ile albüm yaptık, bunlar popçular ile albüm yapmaya başladı diyenler de oldu. Yakından tanımaları gerekiyor bizi.

Rap’in kendi içinde bulundurduğu isyankar ve muhalif tavrın Türkiye’deki yansıması nasıl, Türkiye’de nasıl yer buluyor?

Zen-G: Bence çok az yer buluyor.

Asil: Umudumuz yer bulması aslında. Farkındalık yaratıyoruz en azından. Belki 10 yıl sonra İstanbul’da gerçekten her yer tiyatro salonu ile dolar, daha iyi konserler olur.

Zen-G: Her şeyden önce bir şekilde sesimizi duyurmaya yarıyor. Tamam belki bir şeyleri değiştiremiyoruz, belki büyük bir etkisi olmuyor ama bir şekilde bir yanlış varsa birilerinin kulağına gidiyor, duyuluyor.

VZ: Gün geçtikçe ben de karşılık bulacağına inanıyorum.

Türkiye’de son dönemde yaşanan politik ve sosyal sorunlar, gergin ortam sizin müziğinizi ve yaratım sürecinizi nasıl etkiliyor?

VZ: Biz albümümüzü bundan 5-6 ay önce çıkarmak istiyorduk ama ülke olarak belli sıkıntıların içerisindeydik. İnsanları kendi dertleri üzerine düştükleri bir zamanda tutup onlara güzel ve eğlenceli bir müzik dinletemezdik. Sadece bizi değil, bizim gibi müzisyenleri ve aktivistleri etkileyen bir durumdu.

Asil: Ülkede olan her şey bizim güncelliğimiz için önemli. Ne kadar iyi veya ne kadar kötü olursa olsun, bizim icra ettiğimiz rap’i şekillendiren malzeme sunuyor yaşananlar ama bazen de işe yaramıyor. Ne kadar kötü bir şey olursa olsun, diyelim ülkede bir tecavüz vakası yaşandı, biz oturup çocuklarla buna şarkı yapamıyoruz, çünkü insanlar bundan prim yaptığımızı düşünüyorlar ama o olay bizim bir satırımızda kesin yer alıyordur. Mesela “Ölene Kadar” şarkısı, iki yıl önceki Soma maden kazasına yazılan bir şarkıydı. İki yıl sonra çıktı mesela, demek istediğimizi dedik mi dedik. O anı anabildik mi andık, daha ötesi olmuyor malesef. Sıcağı sıcağına yaptığın zaman bir şempanze oluyorsun insanların gözünde. “Ha buldu bir şey attı kendini ortaya dinlensin diye” algısı oluyor. Ben de öyle bakıyorum açıkçası. Hemen bir olay sonrası klip çeken adam fırsat bekliyor gibi.

VZ: Ses çıkarabilmek çok önemli bence; çünkü halkın yararına bir şey olmuyor. Yine haksızlıklar olacak, yine Soma gibi yüzlerce olayla karşılaşacağız bir süre sonra, sonra Soma unutulacak ama bu şarkı, her zaman kalıcı bir iz bırakacak. Geri dönüp baktığımda bunu da yapmıştık diyebileceğiz. Unutulmayacak.

Fotoğraf: https://www.instagram.com/p/BWiH0tRFGZv/?taken-by=tahribadiisyan

Biraz da sizin müziğinizi konuşalım. Şarkıların yaratım süreci nasıl işliyor? Örneğin, söz, müzik, beat vb. alanlarda  iş bölümü yapıyor musunuz?

Zen-G: O durum şarkıya göre değişiyor. Bazen birlikte yazıyoruz bazen ayrı ayrı yazıp birleştiriyoruz. Birbirimizin fazladan sözü oluyor. Burayı sen daha iyi okursun diye yorum yapıyoruz mesela. Bir beat bize ne hissettiriyorsa o kafada gidiyoruz.

Asil: Şöyle anlatayım: Diyelim, şu an yeni bir şarkı yapacağımızı farz edelim. Bize bir altyapı geliyor, eğer şu an hepimizin çakraları açıksa diyoruz ki kağıda dökün aklınıza ne gelirse, ama eğer çakralarımız kapalıysa diyoruz ki herkes evde 16 satır yazsın, konumuz bunlar, sonra beraber revize ederiz. Evde herkes yazıyor bir şeyler atölyede buluşuyoruz, acaba şurası şöyle mi olsa, senin son lafın benim lafıma daha iyi bağlanır, işte şurada bir melodram olmalı falan. Birbirimize müdahale ederek ilerliyor sürecimiz.

VZ: Beat’i açtığımızda birbirimizden çok da farklı şeyler yapmıyoruz. Hepimizin kendi tarzları var, ne yapacağımızı biliyoruz, o yüzden çok da zor olmuyor.

Asil: Mesela bazen de bir oturuyoruz, üçümüz de oturduğumuz gibi yazıp çıkarıyoruz bir şeyler. O anki alanın aurasına bağlı çoğu zaman.

Hiçbir şey üretemediğiniz bir an oluyor mu?

Asil: O ne zaman oluyor biliyor musun, kendinden çok şey beklediğin zaman. Kitliyorsun kendini sanki. O şarkıda çok iyi performans ortaya koymak istiyorsun, hayalinde kendini öyle bir canlandırıyorsun ki, o an onu çıkaramıyorsun. Kendinden çok fazla beklentiye girdiğinde bir şey çıkmıyor bazen. Bizim silahlarımız kitaplar böyle durumlarda.

VZ: Aslında kendinden ne beklediğini yazarsan da başarabilirsin.

Nasıl kitaplar okuyorsunuz?

Asil: Ben son zamanlarda kişisel gelişim kitaplarına sardım. “İnsan Olmak,” “Sözlü Dövüş”. Onun dışında hayatımda bir roman okudum :). O da Dan Brown’un “Cehennem” kitabıydı. Bunlardan başka 50 Cent’in, Eminem’in biyografi kitaplarını okuduk. Onlar bizim için çok önemli figürler; çünkü bizim işimiz yazarlık olduğu için bir derdi anlatmanın kaç yolu var, onu öğreniyorsun bu sayede. Yeni kelimeler öğreniyorsun mesela.

Türkiye’den ya da diğer ülkelerden kimleri dinliyorsunuz?

Asil: Eminem’in yeni albümünü bekliyorum dört gözle.

Güne dinlemeden başlayamadığınız şarkılar var mı?

Asil: Şu an Almanya’dan NiMo var, Yoni var, Yoni çok iyi. Kendrick’in ve Big Sean’ın son albümlerini mesela çok beğendik.

Zen-G: Eskiden beri dinlediğimiz 50 Cent var, Busta Rhymes, Nnas, Rakim var. Türkiye’den Ais Ezhel’in albümü güzel. “Müptezel” diye bir albüm yaptı, o çok güzel. Ceza’nın “RapStar” albümü aklıma geliyor.

Belki bir gün aynı sahneyi paylaşmayı istediğiniz isimler var mı?

Asil: Eminem’le aynı sahneye çıkmak hayalim.

Zen-G: Ben öyle bir şey hayal etmedim ya. (Grubun üyelerinden bahsediyor) Sizle çıksam yeter bana. Diğerlerinin canları cehenneme.

VZ: Busta Rhymes, Onunla rap yapmayı isterim.

Fotoğraf: https://www.instagram.com/p/BVE81Vjl1yT/?taken-by=tahribadiisyan

2017 sonuna kadar Tahribad-ı İsyanı neler bekliyor, planlarınız, düşünceleriniz neler?

Asil: Aslında bir underground albüm yapma fikri var kafamda. Arkadaşlarımla underground bir albüm yapmak istiyorum. Daha açık seçik, daha sivri. Onun dışında da pek yok gibi.

Zen-G: Sulukule hip-hop Festivali gerçekleştirmek istiyoruz.

Asil: Aaa evet, eylül gibi belki. Bizim “block party”lerimiz oluyor. İlk ikisini yapmıştık. Bu sene de üçüncüsünü yapmak istiyoruz. Mahallenin ortasına koyuyoruz sahneyi.

Peki mahallenin size karşı geri dönüşleri nasıl oldu? “Bu çocuklar da bu mahalleden çıktılar” gibi bir gururlanma var mı çevrenizde?

Asil: İlk müzik yapmaya başladığımız zaman bize satanist diyorlardı. Zamanla çocuklarla workshop yapmaya başladık, klipler çekmeye başladık. Sulukule’nin adını yaşatmaya başladık doğru bir şekilde, o zaman bize artık “yeni klipte bize de yer verin,” demeye başladılar.

Zen-G: Çocukları bize benzemeye başlayınca alıştılar.

VZ: Mahallede bir kaç abimiz var. “Sulukule, Sulukule olalı böyle insanlar görmedi. Sizin yüzünüzden değişik bir nesil çıktı” diyorlar.

Asil: Kimisi gelip diyor ki, “yeni şarkınızda şundan da bahsedin.”. O gün diyor ki biri: “bu mahalleyi yaptılar da diğer iki sokağı niye yıkmadılar, bir adam akıllı giydirin şunlara.” Bizi böyle iyi görüyorlar, beraber görüyorlar. Eskiden çocuklar, “Asil abilerin yanına gidiyoruz” dediklerinde anneleri, “ne boş işlerle uğraşıyorsunuz” diyorlardı. Şimdi “Asil Abi’ndeysen tamam,” diyorlar.

Zen-G: Biz iyi bir şeyler yaptıkça, onlar da gördükçe, bize daha çok inanmaya ve güvenmeye başladılar.

Asil: Bizim zaten yola çıkma amacımız da buydu. Bu ön yargıları ve tabuları yıkmak; çünkü üçümüz de hayata 5-0 geriden başladık. Hem ülkedeki insanlar yaptığımız müziğe yabancı hem biz Romanız, Kürdüz. Ötekileştirilmişiz bu zamana kadar.

Zen-G: Ayrıca yoksul mahalleden geliyoruz…

Asil: Ailelerimiz önce karşı geldi. “Gidin okuyun, boş boş işlerle uğraşmayın, bu kıyafetler ne” sözlerini çok işittik. Ön yargılarla çok uğraştık ama yavaş yavaş kırılıyor bunlar.

İçtenlikle ve açıklıkla sorularımızı cevaplayan Tahribad-ı İsyan grubu üyelerini tanımak çok güzeldi. Flow’da grubun yeni projelerine sık sık yer vermeye devam edeceğiz.

Tahribad-I İsyan’ı Spotify’dan dinlemek için buraya, Facebook sayfasına ulaşmak için buraya, Twitter’dan takip etmek için buraya ve Instagram’dan takip etmek için de buraya tıklamanız yeterli!

 


, , , , , , , , ,

Paylaş